(20 lectures)

Güneşe dayayıp dirseklerimi bir sürü şeyden bahsetmiştim sana. Kocaman kocaman gemiler görmüş, kuşların üzerinde bir ülkenin bulutlarından başka bir ülkenin bulutlarına uçmuştuk. Biraz şeker biraz kahve. Kahve sevmem, çay demle. Kimse dinlemiyor beni sen dinlesene. Seni hiç mi hiç özlemiyorum. Çünkü bir hayali özlemek için çok gencim. Öyle miyim? Bana baksana gözlerim kızarmış mı? Sanmıyorum ama güneşten çillerim artmış olabilir.

- Çillerin var.
- Evet ve leke gibiler değil mi?

Kendimle konuşmuyorum, dinlesene. Sen belki seviyorsun ama kirpiklerim birbirine dolandığı zaman onları kesmek ya da koparmak istiyorum. Kirpiklerimi tek tek koparıp çillerimin üzerine doğru serpsem, tek tek toplayıp dilek tutturur muydun? Her defasında ne dileyeceğimi biliyorum ama söylemeyeceğim. Söylersem eğer gerçek olmaz.

- Çocuk musun sen?
- Ne önemi var ki?

Gülme. Sen güldükçe çünkü kötü hissediyorum. Sen çok güzel gülüyorsun ve ben çok güzel gülemiyorum. Konuşma. Sen konuştukça çünkü kötü hissediyorum. Sen çok haklısın ve ben haklı değilim. Yada tam tersi, bilmiyorum. Seni özlüyorum bazen vazgeçiyorum. Böyle zamanlarda seni özlemeyi özleyebiliyorum. Senden sonra bana bıraktığın tek şey, bu his, aptal bir kolye ve şarkılar.

- Çok klasik şeylerden bahsediyorsun.
- Ne bekliyordun ki?

  1. ellerivarkadinin a reblogué ce billet depuis enguzelrenk
  2. enguzelrenk a publié ce billet