Bazen bir şeyleri anlatmak için çok uzun konuşmaya gerek yok.
birde bende hiç fotoğrafın yok, olsaydı iyi olurdu.
Özür dilerim.
Birkaç bin yıl daha geçsin de öyle konuşalım. Yoksa ben yine saçmalarım. Benimle konuşacağına git sokak kedileri ile konuş ne bileyim sokak köpeklerine sor daha iyi anlıyor musun?
Kusura bakma.
Birkaç bin kilometre daha gidelim de öyle anlat bana. Yoksa ben yine dinlediğimi anlayamam. Bana anlatacağına git ağaçlara anlat, kuşlara söyle söyleyeceğini anlıyor musun?
-di li geçmiş zaman masalları.
Merhaba.
O gece bu geceydi. Dün geceydi ya da ondan önce ki.
Güneşin doğudan doğup batıdan battığı günlerden birinde daha, sokak kedileriyle konuşmayı denerseniz muhtemelen size, sizin düşündüğünüzden çokta farklı cevaplar vermeyeceklerdir.
Ne kadar güzeliz.
Çimleri örtmüşüz üstümüze, gözlerin toprak kokuyor.
Saçların geceyi andırıyor ama gündüzü yaşıyoruz.
“Umudunu yitirdiğin noktada bırakman gerek, öbür türlüsü delirtiyor adamı.”
Sana ait olan her şeyi önce bir mürekkep şişesine doldurup sonra içtim. Merhaba, ben sanırım artık birçok şeyden vazgeçtim. Bir uçağa bindim ve adını hiç bilmediğim bir ülkenin en temiz nehrinden su içtim. Merhaba, ben sanırım artık birçok şeyden vazgeçtim.
“Sonra kendini tekrarlarsın tekrarlarsın tekrarlarsın tekr-“
Neyin hayalini kuruyorduk artık bilmiyorum, bulutların anında haberi oluyordu sanki. Birde masa hemen camın kenarında, ben nedense çok çekiniyorum sana bakmaktan bulutlarında hani bir şeyi yok işte öyle süzülüyorlar, beyaz beyaz ne bileyim. Oysa ne güzel kekik serpmişiz domateslere, peyniri kesmişiz ve çay var. Sadece 2 dal sigaramız kalmış sanki sırf 2 kişiyiz diye.
Sanki bütün dünyanın haberi var. Ne bileyim, çok güzel yani her şey. Masanın örtüsü bile kırmızı kareli daha ne olsun? Hava ne sıcak ne soğuk. Çayım tam sevdiğim gibi 2 şekerli seninki ise şekersiz. Sonra ne oldu da kalktık o masadan? Doymadan ve sen sürekli camdan dışarı bakıyorum diye homurdanmadan, çaylarımız bitmeden.
Hatta sigaralarımızı dahi yakmadan, neden kalktık o masadan?
I.
Bir şehir düşün ki, sürekli sağa saparsan, sonunda denize çıkıyorsun.
II.
La maison, je l’aime.
III.
Mavinin hangi tonu huzur veriyorsa o tondan bir pasta yapacağıma söz veriyorum.
IV.
Bu şehirde, sürekli sola saparsan yine denize çıkıyorsun.
V.
Bonjour, je t’aime.
VI.
Sonra parmağımla pastadan birazcık mavi çalıp, bulutları boyayacağım.
VII.
Sahi, bu şehirde hiçbir yere sapmadan sürekli aşağı yürürsen yine denize çıkabilirsin.
VIII.
Le bleu.
Bu şehrin taksilerinin sarısı gibi aramızdaki şey. Çok güzel değil ama yanında belki farklı renklerle kullanıldığında güzel görünebilir.
Sokakta bir aşağı bir yukarı yürüyoruz yanımızda ki kaldırımda sıra sıra arabalar, taksiler dizili. Gecenin bu saatinde ve bunca kalabalık bir meydanda bu şehirde başka ne olurdu ki zaten. Sessiz sessiz yürüyemezsin bile. Gideceğin yeri bileceksin, gideceğin yere en kısa zamanda gideceksin. Her şey görev gibi bu şehirde. Bir tek sen değilsin. Sen yetişmeye çalıştığım bir adres değilsin evet, sen bir adres değilsin. Keşke olsan. Biraz yukarı biraz aşağı yürüyoruz işte arabaların ışıkları yüzüne vuruyor, bir aydınlanıyor bir kararıyor yüzün. Bir aydınlanıyor bir kararıyor kalbim.
Bu şehrin taksilerinde geçen muhabbetler gibi senle aramızdaki şey. Kısa bir süreliğine, sıradan ve insani.
En nihayetinde bir taksinin kapısı açılıyor önümde. Bu şehirde arabadan daha bol olan tek şey insanlar. Bu insanlar bu şehrin belli saatlerinde binlerce aracın içine dolarak bir adrese yetişmeye çalışırlar demiştim değil mi? Bu şehirde herkesin yetişmeye çalıştığı bir yer muhakkak vardır. Sen nereye yetişmeye çalışıyorsun bilmiyorum, ama benim yetişmeye çalıştığım yere olmadığını biliyorum. Sen kapıyı kapatıp camın arka tarafında kalıyorsun. Camın ardından biraz daha bakıyorum sana. Gülümseyip sırtını dönüyorsun başka bir kapı açılıyor önüne. Aramızda artık 2 cam ve kilometreler ve dakikalar ve saatler ve haftalar,aylar yıllar var.
- Ayrı ayrı bindiniz.
Taksicinin benimle konuştuğunu fark etmem bir kaç saniyemi alıyor. Şimdiye kadar duyduğum en güzel özet bizim için. Cevap vermek istiyorum ama ne diyeceğimi bilmiyorum. Öyle bir şey söylemeliyim ki bütün camlar çatlamalı bütün mesafeler yıkılmalı hatta belki zaman durmalı. Çok düşünüyorum belki bir kaç yıl.
- Ayrı yerlere gidiyorduk.